Edubilim Forumları - www.edubilim.com
Duyurular: 2012-2013 Eğitim ve Öğretim Yılı....
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Temmuz 23, 2014, 08:35:36 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


...::: EDuBiLiM :::...



  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
Gönderen Konu: Atatürk ve İnsan Hakları ( İnsan - Demokrasi - Hürriyet )  (Okunma Sayısı 49228 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Editor
Uzman Üye
*****
Üye No: 190
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +35/-13

WWW
Offline

« : Mart 04, 2009, 02:30:49 ÖÖ »


Aşağıda Atatürk ve İnsan Hakları konusunda , Atatürk'ün İnsan Haklarına verdiği önem , Atatürkün demokrasi ve hürriyete verdiği önem hakkında bilgiler Edubilim tarafından sizler için biraraya getirilmiştir. Sizde bu konu hakkında bildiklerinizi ve düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız seviniriz...


ATATÜRK VE İNSAN HAKLARI

İnsanlığın doğuşundan bugüne kadar sürekli bir mücadele içinde bulunuşu barışın değerini ve önemini artıran en önemli sebeplerden biridir. Savaş insanlık için her zaman yıkım ve felaket olmuş, barış ise insanlığa mutluluk ve saadet getirmiştir. İnsanın var oluşu ile birlikte verdiği savaş aslında özlemini duyduğu en ideal yaşam biçimini yakalamaya yönelik verdiği mücadeledir. Aslında bu mücadele kişinin doğası gereği yaptığı savaştır. Bilinmeyeni araştırma ve öğrenme içgüdüsü bu savaşın en ana noktasıdır. Bu doğal olarak insanı araştırmaya, bulmaya, değerlendirmeye, öğrenmeye ve giderek ideale ulaşmaya itecektir.İnsanların ütopya olarak gördükleri ve bu uğurda savaştıkları barış ortamı, insanların özlediği, birlik ve beraberlik, huzur ve güven içinde yaşama arzusunu beraberinde getirmektedir. Bu niteliği ile savaşların en mutlu olanı barış için savaştır. Savaşı da barışı da başlatıp bitiren insandır, noktasından hareketle, savaş insanların fikrinde başlamaktadır. Bu nedenle barışın savunmasında insanların fikrinde oluşturulmalıdır.Ulusal tarihimizin en büyük lideri ve önderi olan Atatürk ün en önemli vasıflarından biride insanlık idealine ve barışa olan yaklaşımı ve katkılarıdır. O sadece bu idealini Türk dünyası için değil bütün insanlık için gerçekleştirmiş ve dünya barışının en büyük savunucusu ve koruyucusu olmuştur. Atatürk’ün tüm dünya tarafından asker, siyasetçi ve reformist olarak tanınmış karizmatik ve pragmatik bir lider olarak tarihe yön veren yapısı ile insanlık sevgisine dayanan idealist görüşleri ile evrenselleşmiştir. Olağanüstü bir inkılâpçı olan Atatürk Sömürgecilik ve emperyalizme karşı çıkmış ve dünya ulusları arasındaki karşılıklı anlayışın ve sürekli barışın öncülüğünü yapmış, bütün hayatı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen bir uyum ve işbirliği içinde insan haklarına saygılı bir lider olmuştur. Gerçekten Atatürk, en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü nün belirttiği gibi, İnsanlık idealinin âşık ve mümtaz siması olmuş ve bütün dünyaya verdiği barış mesajları ile bunu her zaman kanıtlamıştır.Atatürk’ün insanlık idealinde, özgürlük, bağımsızlık ve insan haklarına saygı ön planda gelir. Onun özgürlük ve bağımsızlık tutkusu, bencil değil ulusaldır. Hatta daha ileri giderek diyebiliriz ki evrenseldir, bütün insanlık dünyasına yöneliktir. O, “Özgürlük olmayan ülkede ölüm, yıkılış vardır. Her ilerlemenin, kurtuluşun anası özgürlüktür”,demektedir. Onun insanlık idealini taçlandıran barış tutkusu gerçekten dikkate değer bir enginliktedir. Bu büyük Türk her şeyden önce meslekten yetişmiş bir asker, dolayısıyla savaşı iyi bilen bir devlet adamıdır. Ancak hiçbir zaman savaşı sevmemiş ve mecbur kalmadıkça ona başvurmamıştır. Atatürk bütün insanların eşit hak ve fırsatlara sahip olmasını istemektedir. O, İnsanların, mensup olduğu milletin saadetini düşündüğü kadar diğer milletlerinde huzur ve refahının düşünülmesi gerektiğini her fırsatta ifade etmiştir. Kaldı ki dünya milletlerinin saadetine çalışmak diğer bir yoldan kendi huzuruna çalışmaktır. Bu düşünceden hareketle Atatürk; insanlığın tümünü bir beden ve bir ulusu da bunun bir organı sayar.” Bedenin parmağının ucundaki acıdan öteki bütün organların etkileneceğini belirtir. O, ”İnsan bağlı bulunduğu ulusun varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar bütün ulusların dirlik ve gönencini de düşünmeli, kendi ulusunun mutluluğuna ne denli değer veriyorsa, bütün dünya uluslarının mutluluğuna da o denli değer vermelidir; Çünkü dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, başka yoldan kendi dirlik ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.” demiştir.Atatürk ‘ün insanlık ideali geleceğe yönelik ve umut doludur. 1923 yılında söylediği şu sözler bunu açıkça ortaya koymaktadır. “ Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak, daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak vuku bulacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen engelleri yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünde yok olacak yerlerini milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı olacaktır.” Atatürk insanlık idealini sonuna kadar savunan ve bu ideali korumaya çalışan bir lider olarak her zaman dünyaya barış mesajları vermiştir. O;” Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız ifadesi ile bunu kanıtlamıştır. Onun insanlık ideali asil ruhundaki insanlık sevgisinden kaynaklanır. Hiçbir faninin erişemeyeceği kadar üstün ve yüce bir insan sevgisine sahip olan Atatürk, bu sevgisini tüm dünyaya yayma çabasını sonuna kadar sürdürmüştür.Atatürk’ün gerçekleştirdiği üstün başarıları, kendisindeki insanlık duygusu ile birleşince evrensel bir nitelik kazanmıştır. Bu nitelikler batı ülkelerini etkilediği kadar özgürlüğe muhtaç Asya ve Avrupa ülkelerini de etkilemiş ve onlara yön vermiştir. Bugün özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi arayışı içinde olan ve bu yolda mücadele veren bu ülkeler Atatürk’ün çizdiği ve uyguladığı politikaları takip etmekte buna yanaşmayanlar ise sömürge ve bağımlı yaşamaya devam etmektedirler.

Alman Devlet adamı Bismarck’a göre gerçek büyük adamı şu üç nitelik belirler; tasarımda soyluluk, uygulamada insanlık, başarıda ılımlılık. Atatürk’ün kişisel yapısına baktığımız zaman bu üç niteliği aynen görmekteyiz. O, önce milletinin bağımsızlığını sağladı sonra milletini çağdaş uygarlık düzeyine eriştirerek tasarımda ne kadar usta olduğunu kanıtladı. Kurtuluş savaşında savaş esirlerine ve yerde sürünen Yunan bayrağına karşı takındığı tavır ve bu bayrağı yerden kaldırtması ile uygulamadaki insanlığını gösterdi. Kazandığı zaferlerden sonra başka milletlerin topraklarına ve bağımsızlıklarına göz koymamakla da ne kadar ılımlı olduğunu ortaya koydu.

İnsanlar arasındaki ilişkiler ya çarpışma, zorlama veya uyumdur. Menfaat çarpışmalarının tabii sonucu mücadeledir, savaştır. Menfaatlerin uyuşması ise barıştır. Barış ve savaş birbirine taban tabana zıt iki ayrı kavramdır. Barış kısaca sosyal düzendir, güvenliktir, hukuk ve kazanılmış haklara saygıdır. Toplum hayatında dengenin sağlanmasıdır. Mücadele, en vahim olanı savaş ise anarşidir, karışıklıktır, kararsızlık ve dengesizliktir.Teknik anlamda savaş, bir devletin kendi idaresini zorla kabul ettirmek amacı ile başka bir devlete karşı zor kullanarak yaptığı silahlı mücadeledir. Savaş her zaman ve her devirde tehlikeli olmuş insanların ölümüne, sefaletin artmasına ızdırapların çoğalmasına sebep olmuştur.Atatürk hayatının büyük bölümünü asker kişiliği ile savaş meydanlarında geçirmiş, ancak hiçbir zaman savaş taraftarı olmamıştır. “Savaş Zaruri Olmalıdır, Zaruri Olmayan Savaş Cinayettir” ifadesi ile bütün yaşamı boyunca barışa bağlı kalmıştır.
Atatürk neden barış adamıdır? Atatürk bir kere Türkiye’nin ve dünyanın en büyük çağdaşlaşma lideridir. Çağdaşlaşma lideri olan bir kimsenin ülkesinde barışa, sükûna, huzura ihtiyaç vardır. Ancak barışın hem içeride hem de dışarıda sağlanması zorunludur. 1931’de “ Yurtta Barış Cihanda Barış” ilkesini dile getiren Mustafa Kemal bunu her alanda uygulamıştır.Yurtta barış cihanda barış ilkesi bir taraftan yurt içinde huzur ve sükûnu güven içinde yaşamayı diğer taraftan da milletlerarası barış ve güvenliği hedef tutar.Yurtta barış toplum hayatındaki düzeni, vatandaşın devlete güvenini, devletin de ülkede kanun hâkimiyeti ve hukuk hükümranlığı yurtta barış ilkesinin en tabii sonucudur.Yurtta barış, devletin, vatandaşına karşı huzur ve güven içinde yaşama imkânına kavuşma için yükümlülükler de yükler. Cihanda barış ise milletlerarası barış ve güvenliğin korunmasını ve sağlanmasını amaç bilir.Yurtta barış cihanda barış, en geniş ve yaygın anlamı ile teknik bir deyim olan kolektif güvenliği, milletlerarası barışın korunmasını ve devamlılığını ifade eder.

Bu ilke yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bir devlet politikası olarak kuruluşundan itibaren izlenmeye başlanmıştır. Ancak burada dikkatimizi çeken önemli nokta, milli mücadele yıllarında esas hedef ilk hedef, Misak-ı Milli sınırları ile belirlenen vatan topraklarını işgalden kurtarmak, milli bağımsızlığı sağlamak, Türk milletinin menfaatlerine uygun adil bir barış yapmak öncelikle izlenmesi gereken bir politik tutum olmuştur. Zaferden sonra ise Misak-ı Milli sınırları içindeki Türkiye Cumhuriyetinin tam bağımsızlığı cihanda barışın ilk şartı olmuştur. Atatürk, milliyetçiliğe önem veren bir devlet adamı olarak, bütün başka milletleri hor gören, aşağılayan saldırgan bir tutumda asla olmamıştır. O, bu konuda;“Baylar dış politikamızda dost bir devletin hukukuna saldırı yoktur. Ancak hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusumuzu müdafaa ediyoruz, edeceğiz. Türkler bütün medeni milletlerin dostudur demiştir. Atatürkçü düşünce sistemi, Türk Milleti’nin iç kavgalara sürüklenmeden, milli ve sosyal dayanışma içinde kalkınmasını amaçlar. Milli beraberlik, milli bütünlük, milli dayanışma, Atatürkçü düşünce sisteminde önemli bir yer tutar.Atatürk her toplumda olduğu gibi, Türk toplumunda da işbölümünün zorunlu şekilde mevcut olduğunu kabul ediyor, ancak çeşitli işlerde çalışan yurttaşlar arasında sınıf kavgasının bilerek körüklenmesine karşı çıkıyor ve bunun iç barışı tehdit ettiğini belirtiyordu.

Türk milletini oluşturan bireylerin doğum yerleri ayrı da olsa, vatanları birdir. Meslekleri, mezhepleri ayrı da olsa, mensup oldukları millet birdir. Atatürk’ün ısrarla belirttiği gibi ortak bir tarihin, ortak sevinçlerin, ortak kederlerin ve ortak bir kaderin aralarında sayısız bağlar ördüğü yurttaşlar, ırk, mezhe** sınıf kavgalarıyla bölünüp parçalanmamalıdır. Yurtta barış ancak böyle sağlanabilir.Atatürk’ün barışçılık anlayışında, teslimiyetçi, boyun eğmeye hazır, hayalci, pasifist bir tutum asla yoktur. Bir milletin barış içinde yaşaması için kendinin savunacak güce ve iradeye sahip olması gerektiğini ifade etmiştir. Pek çok savaş, felaketi geçirmiş olan Türkiye’nin barış ihtiyacının büyük olduğunu belirtirken, barışın ancak güçlü olmakla korunabileceğini söylemiştir.Sömürgeciliğin yeryüzünden er geç silineceğini belirten, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesiyle geleceğe ışık tutan Atatürk, çağının ilerisinde bir liderdi. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) doğumunun 100. Yıldönümünde Atatürk’ü anma kararı alırken şöyle diyordu:“Kemal Atatürk, dünya milletleri arasında devamlı barış ülküsünün ve karşılıklı anlayış ruhunun olağanüstü bir öncüsüdür. Bütün hayatı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, dil ve ırk ayrımı tanımayan bir ahenk ve işbirliği çağının açılması uğrunda çalışmıştır.”1938 yılında Milletler cemiyeti Atatürk hakkında;
“Barışın Dahi Hizmetçisi” deyimini kullanarak uluslararası barışa yaptığı hizmetleri anlatmıştır.
Atatürk uluslararası barışın devamlı ve kalıcı olmasını istemiş ve şu sözleri söylemiştir.
“Eğer devamlı barış isteniyorsa insanların, insan kütlelerinin durumlarını iyileştirecek uluslararası önlemler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı açık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları haset, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak biçimde eğitilmelidirler.” Türk Milleti Atatürk’ten bu yana tarihinde en uzun barış dönemini yaşadı. Kalkınmasını barış içinde sürdürmeye çalıştı. 1923 ile 1937 yılları arasında tam 26 dostluk anlaşması imzaladı. Bunlarla karşılıklı ilişkiler dostluk üzerine kuruldu. Barış için atılan bu adımlar Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çağdaşlaşmasında etkili olmuş ve Türkiye’ye huzur ortamını sağlamıştır. Atatürk’e göre barış, toplumun bağımsızlık ve özgürlük ortamında yaşadığı durumlarda gerçekten vardır; özgürlük ve barıştan yoksun bir toplum için barış bir erdem olmaktan çıkar. Bu gibi durumlarda ulusun kendisini savunması, ülkesinin bütünlüğünü korumak uğruna savaşması bir insanlık görevidir ve barışseverliğe ters düşmez. Kısacası bağımsızlığı ve özgürlüğü korumak için savaşmak bir haktır.
O bu konuda “ Bizim için barış demek, gerçek ve özgür yaşayışımızı sağlayabilecek nedenleri elde ediş demektir. Bu nedenleri sağlayamadan barış yapmaya yanaşmak, barış oldu demek, kendi kendimizi aldatmak olur.” Demiştir. İç işlerimizde belirleyici faktör olan Misak-ı Millinin aynı zamanda dış ilişkilerimizin de belirleyici temel ilke olduğunu ifade ederek “Özgürlüğünü ve bağımsızlığını korumak yolunda savaş vermeyi bilmeyen uluslar için yaşama hakkı yoktur. Bu uğurda savaş gereklidir.” demiştir. Başka bir değişle Atatürk’ün barış anlayışı, tarihte birçok örneği görüldüğü gibi, düşçü bir barış anlayışı değil, gerçekçi bir barış anlayışıdır. Her zaman kardeşlik ilişkilerimizin pekiştirilmesini dış politikamızın temeli olduğunu vurgulayan Atatürk, kesinlikle başka ulusların toprağında ve egemenliğinde gözümüzün olmadığını ve barışında temel noktasının bu olması gerektiğini söylemiştir.Atatürk’ün barış anlayışı, gerçekçi, akılcı, insancı ve uygarlıkçıdır. Hem ulusumuzun, hem de tüm insanlığın esenlik ve mutluluğu bu anlayışın odak noktasıdır. Dünya çapında, uluslar arası yazgı ortaklığının başka anlatımı olamaz. Öte yandan, ulusçuluk da bu bağlamda yepyeni bir anlam, özgün bir içerik kazanır, barışçı ve uygarlıkçı bir yörüngeye oturur. Tüm bencillikten uzak, başka uluslarında hakkını tanıyan bir anlayıştadır. Ulu önder, başka alanlarda olduğu gibi barış konusunda da yalnız kuramsal düşüncelerle yetinmemiş daha öncede belirtildiği gibi bunları uygulamaya koyarak düşünce eylem işbirliğini uygulamıştır.Bağımsızlık savaşının kazanılmasıyla varlığını, şerefini, yaşama hakkını kazanan yüce Türk milleti, Cumhuriyetten bu yana milli tarihinin en uzun barış dönemini yaşamıştır. Kalkınmasını barış içinde sürdürmeğe çalışmıştır. Bunu da ulu önder Atatürk’ün başlattığı ve en iyi uygulattığı “Yurtta barış cihanda barış” ilkesi çerçevesinde gerçekleştirmiştir.

Logged

Edu Sohbet  - Edubilim Sohbet Bölümü Sonunda Açıldı -  Giriş Yapmak İçin Tıklayın - Edu Sohbet

Edu Depo Açıldı... Ücret yok!  Limit Yok! Be
Editor
Uzman Üye
*****
Üye No: 190
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +35/-13

WWW
Offline
« Yanıtla #1 : Mart 04, 2009, 02:32:42 ÖÖ »

Atatürkün insan hakları ve hürriyete verdiği önem

Atatürk'ün bu konuda bazı sözlerine yer verelim:

- Bence bir millette şerefin, haysiyetin,namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milleti hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir.

- Heyet-i içtimaimizde, devletimizde hürriyet bipayandır. ancak onun hududu, onu bipayan yapan esasın mahfuziyetiyle kaim ve mahduttur.

- Hudud-u milliyemiz dahilinde mücdahele-i ecnebiyyeden azade olarak her medeni millet gibi hür yaşamaktan başka bir gayesi olmayan türk milletinin hakk-ı meşruu nihayet alem-i insaniyet ve medeniyet tarafından teslim olunacaktır.

- Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve izmihlâl vardır. her terakkinin ve kurtuluşun anası hürriyettir.

- Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. ben milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mevrusatından olan aşk-ı istiklâl ile meftur bir adamım.

- Kemal-i azim ve ısrar ile idame ve müdafaa edilen istiklal, hak ve hürriyet davalarının muvaffakiyetini külliyen menedecek hiçbir kuvvet mutasever değildir.

- Kendi hükümetimizin idaresi altında bedbath ve fakir yaşamak ecnebi esareti pahasına nail olduğumuz huzur ve saadete bin kere müraccahtır.

- Medeni eser vücuda getirmek kabiliyetinden mahrum olan kavimler hürriyet ve istiklallerinden tecrid olunmaya mahkumdurlar.

- Milletimiz hayatını ve hukuk ve vezaif-i insaniyesini müdrik ve vatanına tamamen sahip ve hürriyet ve istiklâline aşk ve sadakatle merbuttur.

- Millî istiklâl bence bir hayat meselesidir. millet ve memleketin menfii icap ettirdiği taktirde beşeriyeti teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet muktezasından olan dostluk ve siyaset münasebatını büyük bir hasassiyetle takdir ederim.

- Nihayetsiz bir hürriye kabil-i tasavvur değildir, hakların en büyüğü olan hakk-ı hayat bile mutlak değildir; intahara karar veren bir zatın netice-i cümrü, hududu yalnız şahsına maksur olduğu halde zabıta ona men’ ile mükelleftir.

Etiketler : atatürkün insan haklarına verdiği önem, atatürkün hürriyete verdiği önem, atatürkün sözleri, atatürkün insan haklarına verdiği önemi gösteren sözler
Logged

Edu Sohbet  - Edubilim Sohbet Bölümü Sonunda Açıldı -  Giriş Yapmak İçin Tıklayın - Edu Sohbet

Edu Depo Açıldı... Ücret yok!  Limit Yok! Be
Editor
Uzman Üye
*****
Üye No: 190
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +35/-13

WWW
Offline
« Yanıtla #2 : Mart 04, 2009, 02:35:39 ÖÖ »

 
Atatürkçü düsünce sistemi, temel araç olarak, Türkiye'de milli, laik,güçlü ve çagdas bir devlet kurmaya yönelmistir.Demokrasi ilkesi, Atatürkçü düsünce sisteminin, Cumhuriyetçilik,milli egemenlik ve halkçilik gibi diger temel ilkeleriyle de çok yakindan iliski içindedir.Gerçekten, halkçilik ilkesi çogu zaman siyasal demokrasi ile anlamdas olarak kullanilmistir.Bununla birlikte Atatürkçü siyasal rejimin gelisme süreci içinde halkçiligin egemen anlami, siyasal demokrasi olmustur.

Atatürk, Medeni Bilgiler kitabina esas olan notlarinda da halkçilikla "demokrasi prensibi"ni ayni anlamda kullanmistir. Bu prensibe göre: "Irade ve hakimiyet, milletin tümüne aittir ve ait olmalidir.Demokrasi prensibi, milli hakimiyet sekline dönüsmüstür.. Demokrasi esasina dayanan hükümetlerde hakimiyet, halka, halkin çogunluguna aittir.Demokrasi prensibi,hakimiyetin millette oldugunu , baska yerde olmayacagini gerektirir.Bu suretle demokrasi prensibi, siyasi kuvvetin, hakimiyetin kaynagina ve mesrutiyetine temas etmektedir."


Halkçilik (veya demokrasi) ilkesi ile milli egemenlik arasinda çok yakin iliski olduguna süphe yoktur.Daha dogrusu, halkçilik, milli egemenlik ilkesinin tabii ve zorunlu bir sonucudur.Egemenligin millette oldugu bir devlette hükümet sisteminin de elbette halkin kendi kendini yönetmesi, yani demokrasi olmasi gerekir.Atatürkçülük, sadece hükümdarin kisisel egemenligini yikmayi degil, onun yerine halk yönetimini yani demokrasiyi geçirmeyi amaçlamistir.Atatürkçü düsünce sisteminde milli egemenligin halkçilik ilkesiyle tamamlanmasi, ona demokratik içerigini kazandirmistir.


Atatürk, "demokrasi" deyimini, asil anlamindan saptirarak veya ona degisik içerikler yükleyerek degil, tam tersine, gerçek ve geleneksel anlaminda, yani hürriyetçi siyasi demokrasiyi ifade etmek üzere kullanmistir.Atatürk, bu konuda söyle demektedir: "Demokrasi esas itibariyle siyasi mahiyettedir.Demokrasi bir sosyal yardim veya bir iktisadi teskilat sistemi degildir.Demokrasi maddi refah meselesi de degildir.Bizim bildigimiz demokrasi, bilhassa siyasidir; onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki murakabesi sayesinde, siyasi hürriyeti temin etmektir."


Atatürk'ün halkçiliktan kastettigi seyin, geleneksel anlamda " hürriyetçi siyasi demokrasi" oldugu, kendisinin hürriyetin önemine iliskin su görüslerinden de açikça anlasilmaktadir. Atatürk'e göre: "ferdin birinci hakki, tabii yeteneklerini serbestçe gelistirebilmesidir.Bu gelismeyi temin için ise, en iyi vasita, ferde, baskalarinin benzer haklarina zarar vermeksizin, tehlike ve zarar kendine ait olmak üzere, ona kendi kendini istedigi gibi sevk ve idare etmeye müsaade etmektir.Kisi ve toplum hayatinda büyük önem tasiyan hürriyet, mutlak anlamiyla anlasilmaz.Söz konusu olan hürriyet insan hürriyetidir.Bu sebeple, ferdi hürriyeti düsünürken, her ferdin ve nihayet bütün milletin ortak menfaatinin ve devlet varliginin göz önünde bulundurulmasi gerekir.Anlasiliyor ki ferdi hürriyet mutlak olamaz.Baskalarinin hak ve hürriyeti ve milletin ortak menfaati ferdi hürriyeti sinirlar.Ferdi hürriyeti sinirlama, devletin de adeta temeli ve görevidir.Çünkü devlet ferdi hürriyeti saglayan bir teskilat olmakla beraber, ayni zamanda, bütün özel faaliyetleri, genel ve milli amaçlar için birlestirmekle mükelleftir. Devletsiz bir cemiyet ya da zayif bir devlet hayatinin neticesi, herkesin herkese karsi mücadelesidir. Bu mücadele, çogunlugun hürriyetini bogmayacak sekilde baskalastirilmalidir." Böylece devlet ve toplum hayati, kisi hürriyetlerinin sinirlandirilmasini zorunlu kilmakla beraber, bu sinirlama, "ferdin sorumluluguna, tesebbüsüne ve gelismesine zarar verecek dereceye götürülmemelidir. Vatandaslarin tesebbüs ve sorumluluk hisleri ne kadar gelisirse, devlet için o kadar iyidir."


Atatürkçü düsünce sistemi içinde demokrasi ile es anlamli olarak kullanilan halkçilik, milli mücadele yillarinin ve özellikle T.B.M.M. nin demokratik atmosferi içinde gelismistir. Milli Mücadelemizin en dikkate deger yönlerinden birisi, bu ölüm -kalim savasinin, hukuk açisindan her seye yetkili, uygulamada da denetim yetkilerini titizlik ve kiskançlikla kullanan demokratik bir meclis eliyle yürütülmüs olmasidir. Prof. Feyzioglu'nun belirttigi gibi, "Bagimsizlik Savasi milli egemenlik ilkesinden güç alinarak, her konuda hesap soran, kiyasiya elestiren, milletin haklarina titizlikle sahip çikan bir meclisle kazanilmistir.Büyük bir savasin, millet adina, bir parlemento tarafindan yönetilip yürütülmesi , dünya tarihi açisindan da üzerinde durulmaya deger bir olaydir." Ayni konuda Ismet Inönü d sunlari söylemistir: " Milli Mücadelenin askeri safha da idaresi kadar siyasi idaresi de nazikti.Hatta daha nazikti denilebilir. Atatürk , siyasi safhanin idaresinde de ayni derecede maharetli, daha maharetli olmustur. Mesela, benim kanaatimce Milli Mücadelenin, bir millet meclisi kurularak onunla beraber yürütülmesi son derece güç, fakat harikulade isabetli bir karar olmustur. Askeri sahada, idari sahada , iç ve dis siyaset sahasinda bu, harikulade bir bulustur. Emsali de hemen hemen yok gibidir."


Birinci T.B.M.M (1920-23) tarihi görevini tamamlayip, seçimlerin yenilenmesiyle Ikinci Dönem T.B.M.M olustuktan sonra da, yeni Türk Devleti'nin siyasi rejiminin demokratik bir rejim olmasi karari devam etmistir.Atatürk, bu dönemdeki çesitli beyanlarinda demokratik rejime olan inancini tekrarlamistir. Nitekim bu ortam içinde, 1924 Kasiminda Halk Firkasi'ndan ayrilan bir gurup milletvekili, Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi adi altinda bir muhalefet partisi kurmuslardir.Ne yazik ki bu çok partili hayat denemesi fazla uzun sürmemis, 1925 Subatinda, dogu illerinde çikan Seyh Sait isyaninin çok ciddi boyutlara ulasmasi üzerine olaganüstü tedbirler alma geregi duyulmus; 4 Mart 1925 tarihli "Takrir-i Sükun Kanunu" hükümete genis yetkiler vermis; Kurtulus Savasi sirasinda çalistirilmis, fakat daha sonra kaldirilmis olan olaganüstü Istiklal Mahkemeleri yeniden kurulmustur.Bu tedbirler arasinda, Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi da 3 Haziran 1925 tarihinde Bakanlar Kurulu karariyla kapatilmistir.


Atatürk, 1930 yilinda çok-partili hayata geçmeyi tekrar denemis, bu amaçla eski Basbakanlardan Paris Büyükelçisi ve kendi yakin arkadasi Fethi(Okyar) Bey'e bir muhalefet partisi kurmayi telkin etmistir.Serbest Cumhuriyet Firkasi adi altinda 12 Agustos 1930 tarihinde kurulan bu parti, Atatürk'ten tesvik ve yardim görmüstür . Partinin kurulusu üzerine Atatürk'ün Fethi Bey'e yazdigi su mektup onun demokrasi hakkindaki görüslerini belirtmesi bakimindan önemlidir: "Büyük Millet Meclisi'nde ve millet önünde, millet islerinin serbest münakasasi ve iyi niyet sahibi zatlarin ve firkalarin düsüncelerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramalari, benim gençligimden beri asik ve taraftar oldugum bir sistemdir. Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laiklik esasinda beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir tarafli olarak daima aradigim ve arayacagim temel budur.Cumhurbaskani bulundugum müddetçe, Cumhurbaskanliginin bana verdigi yüksek ve kanuni vazifeleri, hükümette olan ve olmayan firkalara karsi adilane ve tarafsiz ifa edecegime ve laik cumhuriyet esasi dahilinde firkanizin her nevi siyasi faaliyet ve cereyanlarinin bir engele ugramayacagina emniyet edebilirsiniz efendim."

Ancak bu derece iyi niyetlerle girisilen Serbest Cumhuriyet Firkasi denemesi de sadece üç ay sürebilmistir. Serbest Firka liderlerinin Atatürk'e ve inkilaplarina tartismasiz bagliliklarina ragmen, inkilaplarin toplumca benimsenip yerlesmesi için gerekli zamanin henüz geçmemis olmasi sebebiyle, inkilaplara karsi olan bazi unsurlarin Serbest Firka'ya sizmaya çalistiklari görülmüstür.Bunun dogurdugu siyasi sertlesme ortami içinde Serbest Cumhuriyet Firkasi, sartlarin kendilerini Atatürk ile karsi karsiya getirme ihtimali tasidigini görerek, kendisini feshetmeye karar vermistir.


Gerçekten, üç aylik Serbest Firka denemesi bir yana birakilirsa Türkiye 1925 yilinda Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi'nin kapatilmasindan,1945 sonlarinda çok-partili rejime geçene kadar, bir tek-parti rejimi ile yönetilmistir.Ancak bu rejim, totaliter ve dogmatik ideolojilere dayanan Fasist ve Komünist tek-parti sistemlerinden temelde farklidir.Türkiye'de bir tek-parti olgusu mevcut olmus,fakat tek-parti ideolojisi veya doktrini mevcut olmamistir.Diger bir deyimle Türkiye'de tek-parti, sürekli ve arzulanir bir model olarak mesrulastirilmamis; aksine, zorunluluklar sebebiyle basvurulan ve zamani geldiginde yerini çogulcu demokrasiye birakacak olan bir geçici bir rejim olarak görülmüstür. Çok-partili siyasi demokrasi, bu alanda yapilan denemelerin de gösterdigi gibi, erisilmesi gerekli bir ideal olarak muhafaza edilmistir.

Atatürk'ün tek-parti sistemini Türkiye için sürekli bir ideal olarak degil, Türkiye'nin belli bir asamasinda, zorunluluklarin ortaya çikardigi geçici bir dönem olarak gördügü ,Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi'nin kurulus hazirliklarinin yapildigi günlerde söyledigi su sözlerden çok iyi anlasilmaktadir: "Cumhuriyet Halk Firkasi'nin esas prensibi, memleket ve milletin gerçek selamet ve saadetini temine çalismaktir ve amaca götüren yol bence budur ve bellidir. O da Cumhuriyet'i güçlendirme ve saglamlastirma ile beraber fikri ve sosyal inkilapta ve medeniyet ve yenilesme yolunda milletin azimle ve basariyla yürümesini saglamaya yol göstermektir. Bu belli olan ve fakat süphesiz yorucu ve uzun olan yolun yolculari baslangiçtan sona kadar bir hizada ve ayni zamanda ayni yorgunluk derecesinde yürümeyebilir ve bu takdirde düsünce ve tedbirleri arasinda fark olabilir. Fakat yoldan sapmamalari, genel hedeften gözlerini ayirmamalari, esas amaci ihlal etmemeleri lazim gelir.Bugün belli olan yolun basinda bulunuyoruz.Henüz düsünceleri etkileyecek kadar yol alinmis degildir.Görüsler gerekli ölçüde açiklik kazanmalidir.Ondan evvel tefrika fikri alelade firkaciliktir ki, memleket ve milletin huzur ve güven sartlari henüz böyle bir tefrikaya yol açmaya elverisli degildir, efendiler." Yine Atatürk Serbest Cumhuriyet Firkasi'nin kendisini feshetmesini takip eden aylarda, ayni yönde olarak, sunlari söylemistir: "Milletin tarihinde bazi devirler vardir ki, muayyen maksatlara erebilmek için maddi ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve ayni istikamete sevk etmek lazim gelir. Yakin senelerde milletimiz böyle bir toplanma ve birlesme hareketinin mühim neticelerini idrak etmistir.Memleketin ve inkilabin içeriden ve disaridan gelebilecek tehlikelere karsi masuniyeti için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanmasi lazimdir. Ayni cinsten olan kuvvetler müsterek gaye yolunda birlesmelidir."

Serbest Firka denemesinin basarisizlikla sonuçlanmasindan sonra da demokrasi yolunda bazi girisimlerde bulunulmustur.Mesela 1931 ve 1935 milletvekili seçimlerinde, bazi milletvekilleri için Cumhuriyet Halk Firkasi tarafindan aday gösterilmeyerek, bu sandalyeler bagimsiz adaylara birakilmistir.Cumhuriyet Halk Firkasi'nin gerek 1927 Kongresi'nde kabul edilen program beyannamesinde, gerek 1931 Kongresi'nde kabul edilen programinda, tek dereceli seçime geçilmesi bir hedef olarak belirtilmistir.1931 programi bu konuda aynen söyle demektedir: "Bir dereceli intihabi tatbik etmek yüksek emellerimizdendir.Ancak vatandasi, seçecegini taniyabilecek vasiflar, sartlar ve vasitalarla donatmak gerekir.Bunun saglanmasi hususundaki çalismalarin istenen sonucu verecegi güne kadar vatandasi, yakindan tanidigi ve güvendigi insanlari seçmekte serbest birakmayi demokrasinin hakiki icaplarina daha uygun buluruz."

Türkiye, bir tek-parti sisteminin, savas, isgal, ihtilal, darbe vs. gibi zora dayanan bir kesinti olmaksizin, kendi evrim kanunlari uyarinca çogulcu bir demokrasiye dönüstügü pek az örnekten biridir. Bunun temel sebebi de, Atatürkçü dünya görüsünün demokratik karakteridir.

Kaynaklar
1- Atatürkçü Düsünce ,Atatürk Arastirma Merkezi
2- Kemal Atatürk , Nutuk
3- A. Afetinan, Medeni Bilgiler
Logged

Edu Sohbet  - Edubilim Sohbet Bölümü Sonunda Açıldı -  Giriş Yapmak İçin Tıklayın - Edu Sohbet

Edu Depo Açıldı... Ücret yok!  Limit Yok! Be
Editor
Uzman Üye
*****
Üye No: 190
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +35/-13

WWW
Offline
« Yanıtla #3 : Mart 04, 2009, 02:39:29 ÖÖ »

Atatürk’ün İnsan Hak ve Hürriyetine Verdiği Önem

"Madem ki; devlet bir idareye, bir hakimiyete maliktir, onu ifade ve infaz için bir takım vasıtalara muhtaçtır. Bu vasıtaları ihtiva eden devlet teşkilatında millet meclisi ve hükümet teşkilatı esastır. Demokrasi prensibi hakimiyeti milliye prensibi şekline inkılap etmiştir. Bir vatandaş kendi hürriyet ve hakkını kendi maddi kuvvetine dayanarak temine kalkışamaz. Bu hususlar fertlerin kuvvet ve teşebbüsleri ile değil, milletin iradesini haiz olan devletin kudret ve nüfuzu ile temin olunabilir.
Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için dahili ve harici düşmanlar karşısında hayatını ortaya attı, çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi, sayısız fedakarlıklara katlandı ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu. Bu sebeple hürriyet Türk'ün hayatıdır. Artık Türkiye'de her Türk hür doğar, hür yaşar. Türkler demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır. Türk ferdi hürriyetinden ve menfaatlerinden teşkilatı esasiye kanununda tayin olunduğu kadarını Cumhuriyete bırakmıştır. Cumhuriyet ferdin, ona bıraktığı bir kısım hürriyeti, ferdin ve Türk milletinin, dahilde hürriyetini ve harice karşı istiklalini temin için kullanır."
Yine Atatürk temel hak ve hürriyetler konusunda şunları ifade etmektedir. "Hürriyetler başlıca ferdin maddi menfaatlerine tekabül eder; dar anlamda kişisel hürriyettir. Bunlardan en önemlileri seyahat ve yerleşme hak ve hürriyetidir. Bununla birlikte keyfi tutuklamaları, hapis cezasını yok etmek gerekmektedir. Ferdi mülkiyet çok önemlidir. Bir insanın emeğinin ürünü olan her şeye sahip olması, devletin müdahale edemeyeceği, ferdin yüksek haklarındandır. Yine temel haklardan ticaret çalışma ve sanat hürriyeti önemlidir. Bunlardan başka, devletin, siyasi veya kamunun menfaat ve emniyeti amacıyla tekeli altında bulundurduğu işleri başkaları yapamaz. İkinci grup hürriyetler ferdin fikir hayatındaki hürriyet haklarıdır. Bunlardan vicdan hürriyeti ferdin istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendisine ait siyasi bir fikre sahip olmak, mensup olduğu bir dini gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz".
Atatürk'ün temel hürriyetler konusundaki düşünceleri şöyle devam eder. "İçtima hürriyeti ve matbuat hürriyeti aynı prensipten çıkar. O prensip insanların, fikirlerini serbest söylemek ve neşretmek hakkıdır. Vatandaşlar, kendi talim ve terbiyeleri için ve umumun menfaatleri noktasından fikirlerini teati etmedirler. En büyük hakikatler ve terakkiler, fikirlerin serbest ortaya konması ve teati edilmesi ile meydana çıkar ve yükselir. Hürriyet, ihtimal ki zorla tesis olunur, fakat, herkese karşı taassüpsüzlük (tölerans) göstermekle ve aldırmamazlıkla muhafaza edilir. Türkiye Cumhuriyetinde, herkes Allaha istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini, zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. "Kişilerin özgürlüğü, devletin egemenliğine ve isteklerinin saklı bulundurulmasına bağlıdır. Devletin istekleri felce uğratılmış olursa kişilerin özgürlüklerini koruyacak hiçbir güç ve araç kalmaz. Vatandaş olan kişiler kendi özgürlüklerinin bir bölümünü seve seve, gerekli görerek devlete aslında vere gelmişlerdir. Devlet kendine özgü olan istekle kişisel özgürlüklerin bir bölümüne gene o özgürlükleri sağlamak için sahip olur. Yeter ki devletin buyrukluğu ulusun genel mutluluğu ve refahına ve vatandaşa özgürlüklerinin sağlanmasına harcanmış olsun."(Atatürk'ün, 17 Şubat 1931 günü Adana Türk Ocağında yaptığı konuşmadan)

Bunların dışında; Atatürk'ün 1 Mart 1924 tarihinde, TBMM II. Dönem açış konuşması, 30 Ağustos 1924 Dumlupınar'da yaptığı konuşma, Ankara Hukuk mektebine yazdığı telgraf, 9 Ekim 1925 yılında Cumhuriyet savcılarına seslenişi, 5 Kasım 1925 tarihinde Ankara Hukuk Fakültesini açarken yaptığı konuşma, 1 Kasım 1928 tarihinde TBMM III. Dönem Yasama Yıllını açış konuşması, Ankara İstiklal Mahkemesi kararı ve Mahkeme başkanlığına yazdığı telgraf, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesine dair kanun üzerine açıklamaları, 1 Kasım 1937 tarihinde TBMM V. Dönem 3 ncü Yasama Yılı ve 1Kasım 1938 tarihlerinde TBMM V. Dönem 4 ncü Yasama Yılı açış konuşmaları, kitapta yer alan hukuk üzerine düşüncelerini yansıtan metinlerden bazılarıdır.

Eser, Kurtuluş Savaşı ve öncesi ile Cumhuriyet Döneminde Atatürk'ün yapmış olduğu konuşma, demeç, anı, sohbet ve görüşlerden derlenmiş, modern Türkiye Cumhuriyetinin felsefesi, genel anlamda demokrasi, insan hakları ve kısmen de kamu ve özel hukuk, özellikle haklar ve çeşitleri üzerinde Atatürk'ün görüşlerini farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilmek için, herkes tarafından okunması gerekli bir başvuru kaynağıdır.
Logged

Edu Sohbet  - Edubilim Sohbet Bölümü Sonunda Açıldı -  Giriş Yapmak İçin Tıklayın - Edu Sohbet

Edu Depo Açıldı... Ücret yok!  Limit Yok! Be
Editor
Uzman Üye
*****
Üye No: 190
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +35/-13

WWW
Offline
« Yanıtla #4 : Mart 04, 2009, 02:42:20 ÖÖ »

Atatürk’ün İnsan Hak ve Özgürlüklerine Verdiği Önem

            Atatürk ilke ve inkılaplarının dayandığı temel esaslardan biri de, insan sevgisini ön planda tutmasıdır. Ancak bu sevgi, sadece kendi milletini sevmeyi değil, tüm insanları sevmeyi ve saygı duymayı esas alır.

            Atatürk, dünya ulusları arasında karşılıklı anlayış ve sürekli barışın kurulması için çalışmalarını olağanüstü bir gayretle yapmış, tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve işbirliği çağının doğmasını sağlamış, eylemlerini her zaman barış, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmıştır.

            Bu anlayışın simgesi, bütün insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasını öngören “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesidir.

            Atatürk'ün bu konuda bazı sözleri;

~     İnsan hakları doğmakla kazanılır, beklemez, İnsana yakışır, İnsanca bir yaşam içindir.

~     İnsan haklarıyla vardır!

~     İnsan hakları uygar yaşamın temelidir, çağımızın en üst değeridir, güvencesi demokrasidir.

~     İnsan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğüdür, onurlu, eşit  ve özgür yaşamaktır.

~     İnsan haklarına saygı göstermeyen kişi  ve milletler asla barışı sağlayamazlar.

~     İnsan hakları yeryüzünün en barışçıl silahıdır; bizi korur. Kurallar gibidir; nasıl davranacağımızı bize söyler.  Yargıçlar gibidir; ona başvurabiliriz. Duygular gibi soyuttur ama duygular gibi herkese aittir. Ve her ne olursa olsun hep vardır.

~      Tıpkı doğa gibidir; ortadan kaldırılamaz. Tıpkı ruh gibidir; yok edilemez. Zamana benzer; zengin ve fakir, yaşlı ve genç, siyah ve beyaz, uzun ve kısa hepimize aynı biçimde davranır.

~      Bize saygı sunar ve bize de başkasına saygı duyma sorumluluğunu yükler.

~      İnsan hakları, insan olmanın kazandırdığı haklardır; başkası tarafından verilen bir söze yada teminata bağlı olarak ya da satın alarak elde ettiğimiz haklar değillerdir.İnsan hakları, insan olmamızın ve insan onurumuzun doğal bir sonucudur.

~      Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

"Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız”

M.Kemal ATATÜRK   
Logged

Edu Sohbet  - Edubilim Sohbet Bölümü Sonunda Açıldı -  Giriş Yapmak İçin Tıklayın - Edu Sohbet

Edu Depo Açıldı... Ücret yok!  Limit Yok! Be
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #5 : Mart 04, 2009, 06:54:18 ÖS »

Atatürk'ün Demokrasi Üzerine Sözleri

- DEMOKRASİ prensibinin en asri ve mantıki tatbikini temin eden hükümet şekli, CUMHURİYET'tir!.. (1)

- İdare usulümüz KAYITSIZ ŞARTSIZ HAKİMİYET'ine sahip olan halkın, mukadderatına bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir... TÜRKİYE DEVLETİ bir HALK DEVLETİ'dir, HALKIN DEVLETİ'dir!..

- İDARE ve HAKİMİYET MİLLET'in tümüne aittir ve ait olmalıdır!. DEMOKRASİ prensibi MİLLİ HAKİMİYET şekline dönüşmüştür!.. DEMOKRASİ esasına müstenit hükümetlerde HAKİMİYET halka, halkın çoğunluğuna aittir... DEMOKRASİ fikri daima yükselen bir denizi andırmaktadır. DEMOKRASİ fikri mukavemet edilemez bir kuvvet ve cereyan halini almıştır... (2)

- DEMOKRASİ esas itibariyle SİYASİ MAHİYETTE'dir!.. DEMOKRASİ bir SOSYAL YARDIM, veya İKTİSADİ TEŞKİLAT sistemi DEĞİLDİR!.. DEMOKRASİ MADDİ REFAH meselesi de DEĞİLDİR!.. Böyle bir nazariye, vatandaşların SİYASİ HÜRRİYET ihtiyacını uyutmayı amaçlar!.. BİZİM BİLDİĞİMİZ DEMOKRASİ, BİLHASSA SİYASİDİR!.. HEDEFİ, MİLLETİN İDARE EDENLER ÜZERİNDEKİ MURAKABESİ SAYESİNDE, SİYASİ HÜRRİYETİ TEMİN ETMEKTİR!.. (3)

- BOLŞEVİZM'e gelince, yurdumuzda bu doktrin için her halde bir zemin mevcut değildir... Çünkü gerek DİNİMİZ ve ADETLERİMİZ, gerekse SOSYAL TEŞKİLATIMIZ onun bize mal edilmesine tamamen ELVERİŞSİZDİR... TÜRKİYE'DE NE büyük KAPİTALİSTLER VARDIR, NE DE milyonlarca SANATKAR VE İŞÇİ!.. Diğer taraftan bir TOPRAK davası ile karşı karşıya değiliz... Nihayet sosyal bakımdan DİNİ PRENSİPLERİMİZ bizi BOLŞEVİZM'in kabulüne mecbur bırakacak şekilde değildir... TÜRK MİLLETİ eğer icab ederse onunla mücadeleye hazırdır. (4) (1919)

- Bütün RUS milleti içinden işçi, deniz ve kara kuvvetlerinden ibaret bir azınlık, ekonomik esaslara dayanan KOMÜNİST PARTİSİ adı altında birleşerek bir diktatörlük vücuda getirmişlerdir... Gayelerinde MİLLİ değildirler... Kişisel HÜRRİYET ve EŞİTLİK tanımazlar. HALK EGEMENLİĞİ'ne saygı göstermezler... İçte çoğunluğu zor ve baskı ile görüşlerine itaate mecbur ederler... Dışta kendi prensiplerini yaymaya çalışırlar.

- Halbuki HÜKÜMET kurmaktan amaç, evvela FERDİ HÜRRİYET'in teminidir!.. BOLŞEVİK hükümet şeklinde İSTİBDAT mahiyeti görülmektedir... Bir cemiyeti, bir kısım insanların görüşlerinin zorla esiri ve zebunu yaşatmak şekline TABİİ ve MAKUL bir hükümet sistemi nazarıyla bakılamaz.

- İHTİLALCİ SİYASİ SENDİKALİZM teorisyenleri her türlü siyasal kuruluşları yalnız kendi menfaatleri lehine çalıştırmak ve nihayet siyasi kuvvet ve hakimiyeti ellerine geçirmek isteyen İŞÇİ gruplarıdır... Bunlar amaçlarını zorla elde etme fırsatını beklerken, zaman zaman GENEL GREVLER yaparak, hükümet adamları üzerinde etkili oluyorlar. (5)

- Bu takdirde seçim MİLLET fertleri tarafından DEĞİL, GRUPLAR tarafından ve bu grupların sahip oldukları MENFAAT oranında vuku bulacaktır... MECLİS'te bu gruplardan bir kaçı birleşip İKTİDAR mevkiine geçince, yalnız kendi menfatlerini temine çalışacaklardır... Buna kim mani olacaktır?..

- Bizim HALKIMIZ MENFAATLERİ BİRBİRİNDEN AYRILIR SINIFLAR halinde DEĞİL, aksine VARLIKLARI ve çalışmalarının sonucu BİRBİRİNE LAZIM OLAN SINIFLARDAN İBARETTİR!.. Bu dakikada dinleyicilerim ÇİFTÇİLER'dir, SANATKARLAR'dır, TÜCCARLAR'dır ve İŞÇİLER'dir... Bunların hangisi bir diğerine karşı olabilir?.. Çiftçinin sanatkara, sanatkarın çiftçiye, çiftçinin tüccar ve bunların hepsine, birbirine ve işçiye muntaç olduğunu kim inkar edebilir?.. Bugün mevcut fabrikalarımızda ve daha çok olmasını temenni ettiğimiz fabrikalarımızda kendi işçimiz çalışmaktadır. Refah içinde ve memnun olarak çalışmaktadır... Ve BÜTÜN BU saydığımız SINIFLAR aynı zamanda zengin olmalıdır... Ve HAYATIN GERÇEK TADINI TADABİLMELİDİR Kİ, ÇALIŞMAK İÇİN bir KUDRET VE KUVVET BULABİLSİN! (6)

- Bir MİLLET'te güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalade işler yapmaya kaabiliyetli kahramanlar bulunabilir... Ne var ki, öyle insanlar yalnız başına hiç bir şey olamazlar!.. Bunların bir DEĞER ifade edebilmeleri için HALKIN bir DUYGUSUNUN, halkın bir İRADESİNİN YAPICISI, SÖZCÜSÜ, TEMSİLCİSİ olmaları gerekir!.. (7)

Etiketler: atatürkün demokrasi üzerine sözleri , atatürk demokrasi sözleri, atatürkten demokrasi sözleri
Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #6 : Mart 04, 2009, 06:58:49 ÖS »

Atatürk'ün Demokrasi ve Hürriyet Alanında Söylediği Sözleri

Demokrasi ve Hürriyet

Atatürk'ün Demokrasi ve Hürriyet Alanında Söylediği Sözleri

Unutulmamalıdır ki, milletin hâkimiyetini bir şahısta veyahut mahdut eşhasın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır.Ocak 1923

Bizim dünya nazarında en büyük kuvvet ve kudretimiz, yeni şekil ve mahiyetimizdir.1922

Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur.Mart 1930

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.1930

Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabiî haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.1930

Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir.1930

Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar, bu mânada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malûmdur ki insan, tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür değildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve birçok mahlûkların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.1930

Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir.1906

Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir.1906

Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla tazyikin temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.
1930

Hürriyet, Türk'ün hayatıdır.1930

Asrî demokraside ferdî hürriyetler, hususî bir kıymet ve ehemmiyet almıştır; artık ferdî hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesi söz konusu değildir. Ancak, bu kadar yüksek ve kıymetli olan ferdî hürriyetin, medeni ve demokrat bir millette, neyi ifade ettiği, hürriyet kelimesinin mutlak surette, düşünülebilen mânasiyle anlaşılmaz. Söz konusu olan hürriyet toplumsal ve medeni insan hürriyetidir. Bu sebeple ferdî hürriyeti düşünürken, her ferdin ve nihayet bütün milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti gözönünde bulundurulmak lâzımdır. Diğerinin hak ve hürriyeti ve milletin müşterek menfaati ferdî hürriyeti sınırlar.1930
Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #7 : Mart 04, 2009, 07:03:09 ÖS »

ATATÜRK VE İNSAN HAKLARI


"Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez."

"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz."
"Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor."

"Her türlü hakkın kaynağı bireydir. Gerçek, hür ve sorumlu olan sadece kişilerdir."
M. K. ATATÜRK
Medeni Bilgiler Kitabı 1930 Kaynak Prof. Dr Afet İNAN 1969
Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Etiket: atatürk ve insan hakları  atatürk ve insan hakları ödev  atatürk ve demokrasi insan hakları demokrasi hürriyet atatürkün hürriyete verdiğim önem atatürkün demokrasiye verdiği önem atatürk ve demokrasi 
  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Tüm toplama bilgisayar fırsatları için tıklayın !


Yıllık Planlar 1.Sınıf 2.Sınıf 3.Sınıf 4.Sınıf 5.Sınıf 6.Sınıf 7.Sınıf 8.Sınıf
2009-2010 Yıllık Planlar 1.Sınıf 2.Sınıf 3.Sınıf 4.Sınıf 5.Sınıf 6.Sınıf 7.Sınıf 8.Sınıf
Zümre Toplantıları 1.Sınıf 2.Sınıf 3.Sınıf 4.Sınıf 5.Sınıf 6.Sınıf 7.Sınıf 8.Sınıf
Belirli Günler ve Haftalar Birleşmiş Milletler Günü Kızılay Haftası 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Dünya Tasarruf Günü
Yazılı Soruları
1. Yazılı Soruları

Edubilim olarak 2009-2010 Eğitim ve Öğretim Yılında da eğitimle ilgili , bilgi , belge ve dosyalarla tüm öğrenci ve öğretmenlerin yanındayız...
Tüm hakları sakllıdır. Edubilim 2007-2009. Bu sitede bulunan bilgi , belge ve dökümanların izin alınmadan veya kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır. İletişim Adresi: edubilim@gmail.com

Edubilim I Urllist I Etiketler I Rss I Google Etiketleri I Site Haritası I Site Map I Reklam
Edu Sohbet -Webmaster -Edubilim2 -Oyunpiyatforum-- Web Stats

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.10 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Çok kısa bir süre sonra sitemize
yalnızca davetiye ile üye olunabilecek...
 Hem davetiye hakkı kazanmak için hem de sitemizdeki dosyaları indirebilmek için lütfen üye olun...
Üyelik tamamen ücretsizdir, üye olmak için tıklayın